Fotograf Hikayeleri: Suc ve Ceza

sucveceza

2010 Yılında Mardin’e ilk gezimi yapmıştım. Mardin öyle güzel bir şehir ki anlatmaya kelimeler yetmez. Şehrin tarihi dokusu insanı adera büyüler. Mardin’e Batman’dan gitmiştim ve yol üzerinde Hasankeyf ve Midyat var. Bu yüzden Mardin’de kalırken arkadaşımla bir gün Midyat’a da gitmiştik.

Aylardan Ekimdi. Fakat doğununkavurucu  sıcağı hala devam etmekteydi.  Ara mahallelerde gezerken fotoğraflar çekiyor sonra da oturup dinleniyorduk. Günübirlik gittiğimiz için de ışığı yararlı bir şekilde kullanma şansımız pek azdı. Şansımıza ne gelirse deyip gölge alanlar bulup çekimleri öyle yapıyorduk. Fotoğrafçının normalde ya sabah ya da akşamüstü güneşini tercih etmesi lazım ama çok ta zamanımız yoktu açıkçası..

Bir ara Midyat’ın merkezine çıkıp gördüğümüz bir kahvenin orada mola vererek menengiç kahvesi içmek istedik. Kahvenin yol kenarında kalan masada otururken kahvenin içi dikkatimi çekti. Daha doğrusu kahve pek dolu değildi ama içeride camın kenarında oturmuş kağıt oynayan adamlar dikkatimi çekmişti.

Daha da dikkatli bakınca öbür kenarda oturan amcanın yüzünün silüetinin arka tarafta duran sütuna düştüğünü farkettim. Sütunun üzerine çok kuvvetli bir ışık vuruyordu. Bazen çektiğiniz fotoğrafın sonucunun ne olacağını bilirsiniz, bazen de gördüğünüz bir ışık sizi birşeylere sürükler. O an derdim amcanın profilini sütuna vurmuş bir halde çekmekti. Başka da bir şey düşünemedim.

Arka sütuna düşen silüetin büyüsüne kapılarak amcalardan da göz temasıyla izin alarak bir kaç kare fotoğraf çektim. Fotorafı makinemde gördüğümde şaşırmıştım. Aklıma direk bende kitaplarının etkisi yüzünden önemli bir yere sahip olan ve eserleriyle 19 yy’da  Rus klasiklerine damgasını vurmus olan Dostoyevski  ve kitabı suç ve ceza geldi. Tabii bu fotoğrafın adını ‘Suç ve Ceza’  koydum hemen. Kitapla ilgisi var veya yaslı adamın profiliyle Dostoyevski’nin profili arasında kurulabilecek bağlardan uzak düşüncelerle oluşan farklı bir takım çağrışımlarla edindiğim bir benzetmeydi bu.

Ters ışık fotoğrafları oluşturdukları grafikler  veya fotoğraf üzerinde oluşturdukları lekeler yüzünden oldukça ilgimi çekiyor. Siyah ve beyaz fotoğrafların insanlar üzerinde bıraktığı nostaljik etkileri de düşünürsek anlamak biraz daha kolaylaşır.  Bu yüzden Emmet Gowin’in bir sözü çok hoşuma gider: ”Fotoğraf, herkesin hakkında birşeyler bildiği, ama pek aldırış etmediği şeylere ulaşmanın aracıdır. Benim fotoğraflarım görmediğniz şeyleri göstermeyi amaçlıyor.”

 
Ayşe Gül Ayanoğlu

No comments yet.

Leave a reply