Aksam Balikcilari

Sapanca Golu

Sapanca Golu


Cellist

cellist_sahil_kabatas_istanbul_mayis_2014


İstanbul Martısı…

marti


Sudan Yansıyanlar..

sudan_yansıyanlar

Asuman 2013

Asuman-2013-

Asuman

Asuman-2013

Sapanca Gun Batimi

sapanca-gunbatimi

Gun Batimi… Sapanca

gun-batimi

Yansima…

Yansima

Sudan Yansiyan Ayasofya

Ayasofya-Rain-Puddle-1-

DSLR fotoğraf makinemi 2009 yılında almıştım. Fotoğraf işi emek ister. Bir seneden fazla bir süredir fotoğraf çektiğim ve internetten fotoğraf gözlemlediğim halde başarılı olduğumu düşünmüyordum.

İstanbul’da çeşitli semtlere gidip fotoğraflar çekmeme rağmen bir türlü olmuyor dediğim zamanlardan birinde Sultanahmet Meydanı’na gitmiştim. Etrafta dolanıp bir kaç fotoğraf çektikten sonra Ayasofya Müzesi’nin önündeki meydanda dolaşmaya başladım. Evet Ayasofya karşımdaydı ama çekebileceğim tüm fotoğraflar diğerleriyle aynı olacaktı ve bir fark oluşmayacaktı. Böyle farklı bir kadraj arayışı içerisinde dolanıp dururken meydandaki büyük su birikintisini farkettim ve içine bakmaya başladım. Hava güneşli ve güzel bir gündü. Suyun içine baktığımda Ayasofya’yı görüyordum ama biraz daha eğilmem lazımdı çünkü tarihi eserin tamamını alabilmek veya anlamlı bir parçasını çekebilmek önemliydi benim için.

Bir de insan faktörü olmalıydı fotoğrafın içinde.  Yere doğru eğilerek su birikintisinin izin verebildiği ölçüde fotoğraf çekmeye başladım. Önünden insanlar geçtiği için de şanslıydım. Konuya ait 8-10 tane kare aldıktan sonra fotoğraf makinesinden fotoğraflara baktığımda sonuçlar hoşuma gitmişti.. Akşam eve gidip fotoğrafı düzenleyip o zamanlar fotoğraf paylaştığım siteye ilk fotoğrafım olarak ekledim. Fotoğrafa güzel eleştiriler gelmeye başlamıştı ve iki saat sonra bir de baktım fotoğraf sitenin hafta içi seçilen en beğenilen fotoğrafları arasında üstte bir banda eklenmişti. Çok şaşırmış olduğumu ifade etmeliyim. Sonra’dan üst banta beni çıkaran kişi olduğunu öğrendiğim bir fotoğrafçı o gün bana ”sizde profesyonel bir fotoğraf gözü olduğu düşünülerek o fotoğraf üst banda taşındı” demişti. Bütün dünyalar benim olmuştu tabii ama öğrenilecek daha bir çok şey vardı.

Bir iki gün sonra sitede bulunan bir profesyonel fotoğrafçı bana o fotoğrafın manipülasyon olup ormadığını sormuştu fotoğrafın altına yazarak. Ne dediğini anlamadığım için ”manipülasyon nedir diye sorduğumu” hatırlıyorum. Meğer fotorafa birşeyler eklemek ya da fotoğraftan birşeyler çıkarmak anlamına geliyormuş. Böyle birşey olmadığını söyledim ama fotoğrafçı beni insanları kandırmakla itham etti. Ona göre fotoğraf iki farklı açıdan çekilmiş iki fotoğrafın birleştirilmesiyle oluşturulmuştu ve eğer fotoğrafta manipülasyon yoksa ona orjinalini göndermemi istedi. Tabii orjinali yabancı birine göndermek te büyük bir riskti ama buna rağmen kendisine orjinalle birlikte 4 fotoğraf daha yolladım. Fotoğrafları görünce ikna oldu ve maille benden özür diledi. Beni sitede yazdıklarıyla o kadar çok üzmüştü ki ona ‘Hayır siz ithamları sitede yaptını şimdi orda özür dilemeniz yakışık alır” dedim. O da sitede herkesin içinde benden özür diledi. Şimdi çok sevdiğim ve ilham aldığım ve bir çok şeyi öğrendiğim bir fotoğrafçı olan bu kişi daha sonra öğrendim ki fotoğrafı çektiğim yere giderek araştırma yapmış. Tabii bu gurur verici birşeydi benim için..

Bu fotoğrafla ‘fotoğraf gözümün açıldığını’ söyleyebilirim. Ondan sonra daha keyifle fotoğraf çekmeye, birşeyler öğrenmeye devam ettim. Aayasofya Yansıması için ”ilk göz ağrım” desem yeridir ve bu yüzden bu fotoğraf çok önemlidir.

Ayşe Gül Ayanoğlu

Fotograf Hikayeleri: Suc ve Ceza

sucveceza

2010 Yılında Mardin’e ilk gezimi yapmıştım. Mardin öyle güzel bir şehir ki anlatmaya kelimeler yetmez. Şehrin tarihi dokusu insanı adera büyüler. Mardin’e Batman’dan gitmiştim ve yol üzerinde Hasankeyf ve Midyat var. Bu yüzden Mardin’de kalırken arkadaşımla bir gün Midyat’a da gitmiştik.

Aylardan Ekimdi. Fakat doğununkavurucu  sıcağı hala devam etmekteydi.  Ara mahallelerde gezerken fotoğraflar çekiyor sonra da oturup dinleniyorduk. Günübirlik gittiğimiz için de ışığı yararlı bir şekilde kullanma şansımız pek azdı. Şansımıza ne gelirse deyip gölge alanlar bulup çekimleri öyle yapıyorduk. Fotoğrafçının normalde ya sabah ya da akşamüstü güneşini tercih etmesi lazım ama çok ta zamanımız yoktu açıkçası..

Bir ara Midyat’ın merkezine çıkıp gördüğümüz bir kahvenin orada mola vererek menengiç kahvesi içmek istedik. Kahvenin yol kenarında kalan masada otururken kahvenin içi dikkatimi çekti. Daha doğrusu kahve pek dolu değildi ama içeride camın kenarında oturmuş kağıt oynayan adamlar dikkatimi çekmişti.

Daha da dikkatli bakınca öbür kenarda oturan amcanın yüzünün silüetinin arka tarafta duran sütuna düştüğünü farkettim. Sütunun üzerine çok kuvvetli bir ışık vuruyordu. Bazen çektiğiniz fotoğrafın sonucunun ne olacağını bilirsiniz, bazen de gördüğünüz bir ışık sizi birşeylere sürükler. O an derdim amcanın profilini sütuna vurmuş bir halde çekmekti. Başka da bir şey düşünemedim.

Arka sütuna düşen silüetin büyüsüne kapılarak amcalardan da göz temasıyla izin alarak bir kaç kare fotoğraf çektim. Fotorafı makinemde gördüğümde şaşırmıştım. Aklıma direk bende kitaplarının etkisi yüzünden önemli bir yere sahip olan ve eserleriyle 19 yy’da  Rus klasiklerine damgasını vurmus olan Dostoyevski  ve kitabı suç ve ceza geldi. Tabii bu fotoğrafın adını ‘Suç ve Ceza’  koydum hemen. Kitapla ilgisi var veya yaslı adamın profiliyle Dostoyevski’nin profili arasında kurulabilecek bağlardan uzak düşüncelerle oluşan farklı bir takım çağrışımlarla edindiğim bir benzetmeydi bu.

Ters ışık fotoğrafları oluşturdukları grafikler  veya fotoğraf üzerinde oluşturdukları lekeler yüzünden oldukça ilgimi çekiyor. Siyah ve beyaz fotoğrafların insanlar üzerinde bıraktığı nostaljik etkileri de düşünürsek anlamak biraz daha kolaylaşır.  Bu yüzden Emmet Gowin’in bir sözü çok hoşuma gider: ”Fotoğraf, herkesin hakkında birşeyler bildiği, ama pek aldırış etmediği şeylere ulaşmanın aracıdır. Benim fotoğraflarım görmediğniz şeyleri göstermeyi amaçlıyor.”

 
Ayşe Gül Ayanoğlu

Ruzgarla Savrulan…

ruzgarda savrulan

Huzun…

Huzun

Copyright © Ayşe Gül Ayanoğlu Tüm hakları saklıdır. Fotografçının yazılı izni olmadan kullanılamaz.
Copyright © ; Ayse Gul Ayanoglu. All rights reserved. My images may not be reproduced in any form without my written permission.

Kumkapı’dan Yansıma Hikayesi

Kumkapi4ss

Yansıma fotoğrafları su birikintilerinin içlerinde ayrı bir dünya barındırdığını farkettiğimden beri vazgeçilmezdir benim için. İnsan bir kere fark ettimi yeterli oluyor. İnsanın gözü alğıda seçicilikle nerde onla onları görebiliyor.

İstanbul’un çeşitli ilçelerini gezmemiz gereken bir iş vardı elimizde. Bir gün işler bitmiş eve dönerken Kumkapı’ya çıktık. Biraz ilerleyince sahildeki sabahki yağmurdan oluşmuş su birikintisini farkettim. Araba şirketin arabasıydı ve aslında acelemiz de vardı ama şöförden bir 10 dakika durmasını rica ettim. Gerçi o taraflarda yol kenarına araba farketmez zor ama yol kenarındaki restoranlardan birinden araba için fark izni de alıp sahile gittik.

Gördüğüm manza, yani suyun içindeki o farklı dünya beni benden almıştı. Tecribeme dayanarak fotoğrafta nasıl çıkabileceğini düşünmek bile bana ayrı bir keyif veriyordu. Yansıma fotoğraflarının bazıları sanki fotoğrafı ikiye katlamışsınız gibi çıkıyor ve ben su birikintisinin büyüklüğünü görünce böyle bir imkanın olduğunu hissetmiştim.

Birikintinin en geniş olduğu yerde durup neredeyse yere yatacak seviyeden suyun içine bakmaya ve en geniş görüntüyü almaya çalıştım. Alabildiğim yerden de fotoğraf çekmeye başladım. Tabii karşınızdaki manzaranın aksinin suya düşmesiyle bitmiyor herşey. O düşen akisin net olması da lazım ve hava şartları da etkili. Eğer su birikintisini netleyemiyorsanız o fotoğraftan bir hayır beklememek lazım. Her iki görüntü de keskin olmalı. Hem suyun içindeki hem de asıl görüntü. Yani aslında fotoğraf çekmek kolay olmakla birlikte her zaman o kadar da kolay birşey değil. Emek, zaman, uygun an ve uygun şartlar isteyen bir uğraşı. Bu yüzden gönül verilmeyince ortaya çok da iyi şeyler çıkmayabilir veya karşınıza çıkan bir şansı iyi değerlendiremeyebilirsiniz.

İşte bu yüzden benim için Henri Cartier Bresson’un  “Fotoğraf çekmek, insanın aklını, gözünü ve yüreğini aynı hizaya getirmesidir. Bu bir yaşam tarzıdır.”  sözü çok önemli, çok anlamlı ve bir o kadar da değerlidir..

 

Ayse Gül Ayanoğlu

 

Bir ‘Ucaktan gün batimi’ hikayesi…

ucaktangunbatimii

Bazı insanlar çektikleri fotoğrafların altında duygusal anlamda sayfalarca yazabilir. Fotoğrafın üstlerinde bıraktığı etkiden söz edebilirler. Ben duygusal anlamda birşeyler yazabilen biri değilim. Beni daha çok fotoğrafın asıl hikayesi ilgilendiriyor. Asıl hikaye derken çekim öncesinde ve  çekim anı neler oldu ve çekim sonrası bende ne izler bıraktıdır.

Bu fotoğraf 2010 yanlış hatırlamıyorsam 2010 yılında Batman- Istanbul dönüşünde çekildi. Uçak akşam üstü saat 16 sıralarında havalandı. Akşam üstü olduğu ve uçuş sırasında güneşim batabileceği aklıma bile gelmemişti. Uçak yükselerek bulutları aştıktan bir süre sonra ufuk pembeleşmeye başladı ve giderek kızarıklık artarak bulurların üzerine de etki etmeye başladı.

Beni saran heyecanı tarif edemem. Fakat uçağın sizin de hatırlayacağınız üzere o küçük penceresinden fotoğrafı nasıl çekeceğim derdine düştüm. Bir de kızıllık daha ileride bir yerlerde artıyordu. Çünkü güneş o taraftaydı. Güneş olmassa fotoğraf  hiç bir işe yaramazdı. Bir yandan deli gibi heyecanla ne olacak acaba diye beklerken, bir yandan da o nefis manzarayı seyrediyordum.

O küçücük camdan güneşin bir kısmını gördüğümde hem çok sevinmiş  hem de üzülmüştüm. Pencerenin açısı güneşi altın noktaya almama izin verecek gibi değildi. Sonra ‘şans bu ya!” uçağımız Istanbul’a yaklaştığı zaman dönmeye başladı. Öyle ki birden güneş tam istediğim noktaya gelmişti. Sevinçten çığlık atabilirdim o an. Makineyi ayarlayıp denklanşöre bastım durdum. Her türlü çektim güneş sağda, güneş solda, güneş ortada. Böyle bir fırsat insanın önüne kırk yılda bir geçer diye çektim durdum.

Aşağı inmeye başladığımızda bir sürü fotoğraf çekmiş ve ”o anı” kaçırmamış olmanın verdiği bir mutluluk ve fazla heyecanın yaşattığı bir yorgunluk, bitip tükenmişlik vardı üzerimde. Öyle mutlu olmuştum ki uçağın pilotunun sanki beni duymuş gibi uçağa manevra yaptırdığını bile düşünmüştüm. İndiğimizde adamı dışarı çağırıp, boynuna sarılıp öpmeyi bile düşünmüştüm.

İşte bu fotoğrafın okuduğunuz hikayesi benim için unutulmaz. İşte fotoğraf çekmek insana böyle hazlar yaşatıyor. İşte bunun için fotoraf çekmek benim için yapılacak en güzel şey.

Saygılarımla,

Ayşe Gül Ayanoğlu

Umutla Beklemek…

umutla_beklemek

Copyright © Ayşe Gül Ayanoğlu Tüm hakları saklıdır. Fotografçının yazılı izni olmadan kullanılamaz.
Copyright © ; Ayse Gul Ayanoglu. All rights reserved. My images may not be reproduced in any form without my written permission.

Onu beklerken…

yalnızlık

Bekleyiş…

iskele

sazlıklar….

model

Mermaid…

sahilde

Copyright © Ayşe Gül Ayanoğlu Tüm hakları saklıdır. Fotografçının yazılı izni olmadan kullanılamaz.
Copyright © ; Ayse Gul Ayanoglu. All rights reserved. My images may not be reproduced in any form without my written permission.